Kayıtlar

Demem Söz

Tüm bildiklerimi unutcak kadar yaklaşmıştım sana. Sonra bir sabah oldu dünyada  aramadım ve aramadın. ölüm gibi bişey oldu sonuç olarak. evet evet asafın dediği gibi herşey. kimse ölmedi.... Uzun uzadıya bakıyorum sana şimdi. Bu sefer engelsiz herşey. Tasarlanmış bir gün sabahı gibi... Ekisk birşey mi var anlayamadım . diyesi geliyor insanın. Demiyorum ama. Demiycem de. Diyemem ki Oyun değil ki bu. Jetonumda yok üstelik. Hakkım yok.

Recep Akdağ

Resim

Renk

Renkler ve zevkler tartışılmazmış... Palavra! zevkler tartışılmasın ama renkler öyle bir tartışılırki... imza bir kör... Bi'şiirdi bu. Epey zaman geçti ilk okuduğumdan bu yana. Anlamını aynı tutarak uydurmaya başladım bende kalan kısmını. meslek olarak bir nevi ressamlığı seçtim ben. Tuvalleri yada duvarları boyamak yerine gözleri boyayan. Sihirli bir boya var elimde. Adına manipülasyon dedikleri. Ne istersen onu gösteren ve açlığını sonsuzlaştıran. Hayatın boyunca peşinden koştuğun tüm her şeyi sen yaklaştıkça senden uzaklaştıran. Ömür boyu mutsuzluğunu sağlayan bir meslek sahibiyim. Şuana kadar kimse benden gerçeği istemedi. Fotoğraf çektim güzel çıksın dediler, yetmedi photoshoplada görelim'i eklediler. Şimdi yalvarıyorum ki sana ... Gözlerini boyama. Başka bir göz rengiyle olsada. Bırak kendi renksizliklerinde kalsınlar. Dünya her gün mavi. ve her gün mutlak bir siyahlığa kavuşuyor. Renkler yeteri kadar var dünyada . Boyama gözlerini. bir başka göz rengi...

Göz rengine boya beni yavaş yavaş

Resim
Ne olursun göz rengine boya beni yavaş yavaş....Derinlere in men gerektiğinde ben susarım sana....  Dört duvarlar arasından yazıyorum bunları sana ışıklarımı kapattığım andan beri var olan içimde  biriktirdiğim 'kadar'lar kadarsın ...      Kafası güzel olan şu benliğimde senle her gün bir kez daha  sarhoş olduğumu anımsadım birden ve yaktım bir sigara duman dumana boğdum bizi....         Ellerindeki kül kokusu içinde karışmak istiyorum bir kerede sıkmalısın beni beyazım siyahıma dönmeli ve ben kendi ter kokumu senin parmak aralarında salmalıyım...Hayatın yetiştirdiği küçük kadınlardan biriyim aslında çok basit bir kalbim,fazla dik başım ve de namahrem bir yanım  var.   Bunlar herkesçe bilinenler...  Bir de ben anlatayım dinle beni ! Çocuk yaşlarda büyüdüğüm günün birinde sana olan inançsızlığımla gelişirken o narin ve de el değmemiş ruhumu sana sunmak istedim bir anda ve anladım ki, bir anda ben hem kendimi hem de dün...

araf

Resim
     Yalnızlık kutsayıcıdır. Acılarımızla yüzleşemediğimiz zamanlarda da yalnızızdır. Her aşkımızın gözlerinde çocukluğumuzun en güzel anılarını ararız. Mucizeler bekler yalnızlıktan ve yorgunluktan hep gitme hayali kuran ruhlarımız. Terk edildikten sonra üzerimize yapışmış olan ikinci el yalnızlık ile aynaya baktığımız zaman, sorduğumuz sorunun yanıtıdır Araf. Sevmek mi sevmemek mi? “Araf” tadır artık ruhumuz. Gidenin kalana bıraktığı sorular ile hataların toplamından azat edilmeyi bekler bedenlerimiz. Seni düşünmek veya düşünmemek; olup biten budur.          Kalbimde ve avucumda bize dair binlerce anı ve gece! Geceler boyunca hesaplaşmalarımız… Tek başıma giriştiğim mahkemelerim ve bizden geriye kalan: Bana bıraktığın ucu bucağı olmayan soru işaretleri… Bir yalnızlık rapsodisi bu! Geceler boyunca seni düşünüyorum. Elimde kalansa fotoğraf kareleri ve anımsamaktan korktuğum anılarım. Yenilmenin yüzleşmesi yoktur.   Hani hayata kar...

çekyat

Resim
Bir dolu karın ağrısı, ağız dolusu kahkaha biraz künefe ve yeteri miktarda sigarayla girmeyi isterdim yazımtrak dünyaya ama olmadı. pantolonumu pijama eylemiş hiçdeğişmez yatağımdayani bir başkaevde uyuyayazmalarımın ortasında yazıyorum ey okuyan. Bu yattığım çekyatın pek ilginç bi tarihi var bende. Hoş zaman içerisinde şeklen değişmiş olsa bile hala "salondaki çekyat" ideası sabit olduğundan aynı tadı verebiliyor bana.Bir aşklaşma merasimim burda bitmişti.ve pekte uzun olmayan bir yılın ardından yeni bir aşklaşma törenimin temelleride burada atılmıştı. Ve şimdi aynı çekyattan sesleniyorum sana okuyan. Birkaçetrafı boyalı hatıranın olduğu koltukta artık bana yer yok.Uyumak bir işkencenin ilk seansı gibi.Hani işkenceye başlamadan evvel bir kova suyla uyandırır ya işkenceci kurbanını aynen öyle benim durum. HErneyse okuyan; Bugün fizikkurallarının dışında konuşmalıyım seninle. Çünkü bu çekyata yalnız uzanırsam sığamıyorum. Lakin çoğaldıkça bu çekyatta ben ve benim aklımd...

... Ve başlıyor yine bitemeyesice!

Resim
Her uyandığımda sevgili okuyan tüm bedenimden siliyorum ölü piksellerimi. Her gün kana-kan yöntemiyle benden aldıkları hücrelerimi... "liseli ergen bir çocukmuşum gibi aynanın karşısında, sivilce avcısı gibi yoluyorum tüm dünden kalan piksellerimi." Her yeni umutlu bekleyiş, farklı bir çöküşün jeneriği oluyor. Karın ağrısı ve peşinden gelen bulantı. kusmuyorum ne var ki. biriktirmek gibi bir derdim de yokken üstelik. işlevini yitirmeye başlamış paket lastikleri gibi günbegün genişliyorum. büyüdüm sanırken ben bitmekte olduğumu fark edemiyorum. Hiç bir alkol kombinasyonu paket lastiği hazzı vermiyor bana. Sözün özü sevgili okuyan. Ne sen okuduğundan bi bok anlıyorsun. ne ben yazdığımdan. Karmaşamı lazım hala sana. ?

BOKTAN HAYAT SANA İÇESİM YOK BUGÜN

Resim
Küçük bir kız çocuğu olduğunuz zamanlar yapma bir bebeğe yüklediğiniz anlam kadar varsınızdır.Hayatta ona yemek yedirmek kadar zahmetli bir şey yoktur sizin için çünkü.Zaman zamanı da sardıkça kız çocuğunuzu düne sarıp,sarmalayıp hatta bir kutuya koyup ağzını da sımsıkı bağlayıveriyorsunuz.Çünkü ilgilenmeniz gerekenler artık bez bebekler değil,son derece değişen ve de değiştiren dünya halleridir.           Zaman geçtikçe kadınsılaşan ve de merhametten laçkalaşan duygularınız size gelgitlerden çizgiler yaratır.O çizgiler o kadar derin ve de anlamsızdır ki, aslında bazen kapalı kutu olduğunuzu düşünüp bir ilah yarattığınızı sanarsınız,bazen de merhamet sözcüğünü çok çabuk kullanmanın size ödettiği şartlar altında çürüyüp gidersiniz. Ama seversiniz de kendinizi sizden iyisi de yoktur hani.        Yüreğinizi taşlaştırmanız gerekir kimi zamanda.... Çünkü insanlar hep kötüdür ve hayat son derece sevimsiz gelir.Yaşamak için kendinizi çok yete...

Yan'N City, Yan!

Resim
"Alışveriş merkeziniz de yanmış. E yaşanmaz artık orada." Biraz düşünmeye başladım bu sözü duyunca. Başta dedim ki kendi kendime, o kadar kıyafet ziyan oldu, hadi onu geçtim sinema salonu yandı, sinema izlerdik orada ara sıra; her ne kadar pahalı olsa da sinema bileti bir öğrenci için. Bize ne olmuş, bu neoliberal kent çılgınlığı ne hale getirmiş bizleri bir düşünelim? Önce birkaç alışveriş merkeziyle geldiler bize. İçerisinde bir dolu uluslararası mağaza zincirleriye geldiler. Fast food zincirleriyle geldiler. Güzel şeyler vaat ettiler. Süslü püslü kıyafetler, işçilerin çok ucuza ürettiği naylonla karışık ucuz tshirtler... Ölüm riski alarak merdiven altı işletmelerde aç kalmamak için işçilerin kumladığı kotlar; daha sonra ne bileyim, pahalı mücevherler, takım elbiseler, kokoşlar için üretilen ayakkabılar, kocaman dev çantalar, dev hamburgerler, pizzalar... Say say bitmez. Bir süre sonra da gittikçe artan AVM çılgınlığı içerisinde bulduk kendimizi. İzmit'li olmasam da, İz...

Bir melankoli hali...

Resim
Ben bunları kimseye anlatmadım, kendimle bile konuşmadım demiş bir abimiz. Bir tek sen duy diye de değil, duymayacağını yada görmeyeceğini bile bile yazıyorum bu satırları... Platonik takılan bir ruh halindeyim... Gecenin sessizliğinde basan efkarımı dağıtacak belki de bu şarkılar sadece. Çok bir şey de değil belki yaşanılan, geriye arta kalan... Kısa bir geçmiş, sadece küçük bir anı, insanın ruh halinde büyük bir etki bırakırmış bazen; belki de ondan. Ve güneş bugün umutsuzca doğuyor, bense kendimi kandırmaya çalışıyorum... Oysaki, yakın zamanda bir balıkçı teknesinde şarap içiyor olabilirdik seninle başbaşa mesela. Belki de bilinç altımın derinliklerine bırakmalıydım kendimi, rüyalara dalmalıydım sadece, teselliyi bulmak için... Teselli bulmaya yöneltecek beni ne oldu ki bir anda böyle... Duyguların kesintiye uğradığı bir sonbaharda kaybetmişiz bir şeyi ondan herhalde. Demek isterdim ki... Benimle yürümek ister misin, fazla uzağa değil; Bir yada iki yıl zamanının sonunda. Konuşmayaca...

Kimde özgür,Kimde esir

Resim
Şimdilerde hayata korkarak hayvan misali bakmak moda sanırım ...Dürtülerle yaşanan  sevgiler nereye kadar? Asıl istediklerimiz yanı başımızda bitiverenler mi,yoksa hiç yanımızdan geçmeyecek olanlar mı?                                                                                                                                                                                                     Bazı zamanlarda duvarımdaki Nazımla göz göze geliyoruz.O'na :'Şimdi sana senden sonraki sevgileri ve ...

Gece insan bazen sıkılır

Resim
Sabah kursa kalkamayacağı korkusuna karşın uyumaya direnen bir insan, ahanda bu ben oluyorum sevgili oku(ma)yan. Değerli dostum arkhes, dergi mergi tasarlarken ben de boş boş takılıyorum. Yalnızlığın orta yerinde sersem bir kafayla uykuya pasif direniş (pc başında) gösterme halleri mevcut bünyemde. Bu arada, geçen ay gelen 230tl doğalgaz faturasının acısı içime oturmuş olacak ki; g.t korkusundan yakamıyorum kombiyi, e haliyle g.tum donuyor. Geçen gün de İstanbul' a uğradım. Aile evinden; çamaşır deterjanı, zeytin, ketçap(?) , kayısı ve badem şekeri (babaannem sağolsun) vb. bilimum şeyler aldım. Banyodan çamaşır deterjanı aşırırken babam gördü. Sonra dedi oğlum para yollamıyor muyuz biz size. Hani az buz da değil paketin yarısını arakladım. E dedim 230 tl doğalgaz ve 85 tl elektrik faturası (açma kapama ceza ücreti dahil) geldi baba, işte kış masrafları cart curt falan. Hani bana en çok koyan da; parasızlıktan ötürü 'Bülent Ortaçgil' konserine gidemeyecek olmam her...

Lanetli bir yıl geçmek bilmez mi?

Resim
Yıl 2011. .. 2 ile 11 i topla etti 13. Var bi boktanlık diyorum ben de bu yılda. Batıl inançlarım yoktur gerçi. Lakin ki diyeceğim şudur ki bu yılda var bi boktanlık abicim. Bir şey mi rayında gitmez aga. İyilik ettik, karşılığında ihanet bulduk. Boşluğa düştük, sonra bir toparladık dedik, bi baktık yine güm! Sevdik sevildik, hüsrana uğradık. Vazgeçtik, yola devam ettik. Dostlar dedik; neyse ki onlar yarı yolda bırakmadı bizi. Umut mu, ortalıkta dolaşıp durdu ama bir türlü yakalayamadık tam olarak o ufak tırtılcığı. Tam yakaladık derken kaçtı yine. Sonra ortalıkta gezinirken gördüm bir gün. Dedim ki ona; ne istiyorsun abicim benden, gel bak ben sımsıkı sarılırım sana; benden niye kaçıyorsun dedim. Lakin ki dinlemedi. Ben de koydum tekmeyi gari. 2012 de gel dedim artık dolaşma buralarda bu aralar fazla.

Yer Kabuğundan Bildiriyorum..

Resim
Herşey olmaması gereken gibi... Nahoş Herşey. Yapay alabildiğine ve çemişgezekliler yardımlaşma yemeği tadında duygular... Yer kabuğundan bildiriyorum ey okuyan... Aklın bir miktar bile havadaysa bu vitamini kabuğunda olmadığı kesin olan dünyadan, sakın bir aptallık yaparak dönme bulunduğum yere... Deve kuşlarından öğrendiğimiz saklanma yöntemleriyle saklanıyoruz er geç bizi bulacak olan aşkımtırak ilişkilerden... Bir garip virüs gibi tüm piksellerimize yayılıyor burda korkularımız. tüm düşünceler nedeni belirsiz gizli dosyaların içinde birikiyor, çöp kutularımız boş şarap şişelerinin hakimiyetinde ve hala istiyor bedenlerimiz bir şişe kırmızı aşkı... Özleyerek bildiriyorum sayın okuyan... geçmişten kalan hiç bir yaramız acıtmıyor canımızı, sadece rol yapıyoruz "çok sevmişçesine" birşeyi... Her neredeysen orda kal ey okuyan, burası bize göre değil. Dünya yaşamamız için sunmuyor körpeliğini bize. Biz tecavüz ediyoruz tabiat anaya ve rahmindeki tüm topraklara... ...

Gidelim bu yerlerden

Resim
Bizim buralarda teğet mi geçer herşey ki bir şeyleri? Ekonomik kriz, teğet geçti... Deprem teğet geçti? Savaşın eşiğindeyiz belki, bakarsın azcık sürttürür ama teğet geçer bu da bizi. Ya duygular? İçten içe beklentiye sokar insanı. Ama teğet geçer mi onlar da bizi? Ya delip geçerse? O zaman napacağız, önlemini mi almak lazım şimdi. Bir kere de delip geçsin ya, zararı dokunmaz heralde. Bu bize bağlı değil tabi, zaman gösterir belki değil mi. Yine de; gönül ister ki bazı şeyler değişsin. İyilik, güzellik, sevgi, aşk, mutluluk; bunlara değer bir şeyler ki. Gidelim bu yerlerden der, otobüs olalım ister bu gönül...

Bugün günlerden perşembe...

Resim
Sonunda vakit gelir, umudun yükselişe geçtiği günlerden bir gün... Korkak bir akşam vakti… Neşenin; gecenin umuduna bağlı olduğu gergin bir bekleyiş. Yağmur dinmiş... Hava; sakinleş dostum der gibi, bir şeyler anlatmaya çalışır gibi sanki. Şarkı söylemenin vaktidir bu vakit. Düşünmekten veya dinlemekten usanmış bir umudun güzellenmesinin vakti. İlerledikçe gece, ansızın herşey güzelleşiverir. Duygu tırtılları harekete geçmeye başlar... Zaman durur, sessizlik ve sakinlik geceye hakim olur, sadece o gözler bakar; ve o an gelir. Gecenin karmaşası devam eder hala; umut da ana hakimdir, karmaşa da. Eskiler, anılar; karmaşayı ana hakim kılmaya zorlar fakat nafile… Kalplerin çırpınması; sözlerin kifayetsiz kalması, bir şeyleri açıklar gibi... Ya da şu şarkı özetler belki de her şeyi… "Bugün günlerden güzellik, sefa geldin, hoşgeldin. Ah bu yağmır yalnızlığımmış, dindim efendim..."

kırmızıyı kadife yapan renk değil dokudur.

Sen. Her Kimsen... Sana söylüyorum. Eski kelimelerden kurulu yeni dizilişlerle çıkan cümlelerle.  Sunabileceğim yeni bir renk olmayışından kaynaklı. Tükettiğim için senden önce her rengi... Seninle paylaşacak yeni bir sevgimiz yok Her kelimemiz, her dokunuş, her kalp atışı,               tramvalar,                             kavga,                                      özlem                                                ve kahkahalar bir önceki sevişgetirmemizden miras kalanlar. Dünyada yeni bir renk yok, Hepsini gördük farklı yerlerde. Ama kırmızıyı kadife yapan rengi değil zaten biliyorum. doku. Kırmızıya saçılmış bir doku. ve karşında bir...

Azınlık bir Aşk

Resim
Bir kitapta okumuştum diyordu ki:'öfke,korku ya da şaşkınlık gibi güçlü hiçbir duyguyu belli etmemesini kendisine tembihlemiş olmalıydı.' Şimdilerde bu cümlenin bir yerlerindeyim...İnsan aynı hatayı yapar mı diye sormak istiyorum zaman zaman da. Ama, evet yapar! İnsan aşık olmaya görsün bedenini bırak hadi ellerini unut gitsin bir cümleydi onu canlandıran.'Ben sadece azınlık bir aşkta idim hepsi bu.' Uzun bir zamandan sonra aşık olduğunu unuttuğun ve zaman zaman sancılarıyla hatırladığın bir adama söylenebilecek en doğru cümle bu herhalde ...Olsun ben çok da umursamadım aslında...Kelimelerle kağıt üstünde oynarken onsuz,aslında ne kadar  yalnız olduğunu gördüm kelimelerimin ve yüzüne baktığımda kelimelerimi susarak tüketiverdim...Bir kadeh şarap istedim kendime onsuz içtiğim zamanın acısını çıkarıyordum ona bakarak ve o,sadece kahve aldı hep kahve içerdi severdi kahve kokusunu...Önündeki sigara paketine uzandım bir sigara yaktım şaşırdı ama sadece sustu.Hava dahada so...

Gündemim

Resim
uykum yok, sırtım pek. Ciğerlerimden ak olanı                           balgam dolu sanki, kara olanı üre...   sigaram da bitmek üzere   zam gelmişti zaten, çatışma haberlerinden önce   ki onuda unuttum bir fay kırığı ile

Takım Yıldızları

Resim
Söndüğünü öğrendim takım yıldızlarının.  Tabiat ana, güneş, toprak ve denizin artak yapımından çıkmışlardı oysaki sokağa. Öyle ki mavi bayraklı bir sahilde buluşmuştu tabiatın tüm yaratıcıları onun için. En güzel düşlerini göndermişlerdi epey uzağa gebe bir yaradanın karnına. Yıllar geçti tabi bir yavrunun omzuna düşmesinden buya takım yıldızlarının. Pek çok parladı soğuyan bir yazda. Pek çok kez söndü Kışa çalmış bir yazlıkta. En son'dan evvel seslendi sadece İsa'nın son yemeği gibi. Rakının içinde yüzmüştü balıklar ve 60'lardı duyduklarımız. En son'dan evvel; tadını unuttuğum bir ıslaklık vardı dudağımda Tenimin unuttuğu bir el. En son'dan evvel; sarhoş süngerdim her zaman ki gibi. kutup yıldızı kıvamında peşindeydim takım yıldızlarının. En son'sa; evvel olan herşeyi çekti içine kara bir delik misali. Tüm temennilerimi sundum. Tüm sorularımı yuttum. Ayakta beklemek acıttı canımı bir banka oturdum. En son. bu kadar hızlı gelirmiydi acaba ben daha yavaş o...