Kayıtlar

Arkhes etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Atlantis

Resim
Tesadüflerden öteye geçen pek bir şey kalmadı elimde. Bilinmeyen bir şehir var uzakta. bi'kaç gri nokta. şehri bitiren kalın pis çizgiler. Tam tamam artık demişken tam kedi tüylerini temizlerken üstümden bi'şey oluyor içimde. gri şehir-beton-şehri bitiren ne varsa renkleniyor. çok geride kalmadı mı? Mesela diyorum Sesli düşününce biraz. Atlantis duruyor mudur hala? gitsem şimdi otobüsle oraya otogardan beni alan olur mu? mesela orada da hastalanan kediler var mıdır hala? o kedilere yardım eder mi kadimler? otostop çeksem duran olur mu? kimse yokken bi'sahilde ters dönmüş bi'kayıkta gün batar mı? mesela diyorum. hayalden öte geçmişe gidilir mi? geçmişi hiç bozmadan Bi'geçmiş daha eklenir mi? yoksa betonlaşmış mıdır artık? Bi'yerde duymuştum anılar eskidikçe içindeki insanlardan kurtulurmuş. Kurtulmak istemez mi yoksa. gerçekten kayıp mıdır Atlantis? yoksa sende Atlantis'te misin hala?

İkindi uykusu

Resim
Bir deney yapmış bilim insanları. 2 madde aynı tüpün içinde.  ve aynı 2 madde diğer tüpünde içinde. patlıyor bir tüp. Diğeri sakin. Bilim insanları bilmiyor. Aslına bakarsan umursamıyorlar bence. Hoşlarına gidiyor bilinmez maddeler. Gitti. Adam yani. Uzak olmayan bi'yere. Dönmek gibi bir niyeti bunu söyleyecek gücü cesareti yada her ne ise adı "o" şey yok üstelik adamda. Ama var olduğunu bilerek yaşamaya alışmıştı. Başka bedenlerde yaşarken bile. "Bir gün, ikindi uykusundayken kadın adam girdi içeri. Kadın uyurken. adam kadını izledi ve bir süre sonra öldüğüne inandı kadının. Hareketsiz saatler geçmişti belki. Yada öyle düşünmüştü adam. Adam üzüldü.  Adam ağladı. Ölmüştü kadın. Adam inanmıştı buna. Ama sonra. Yani kadının ölümünün üzerinden saatler geçmişken. ve alışmaya başlamışken adam ölü bir kadınla aynı evde yaşamaya... Uyandı kadın. Mahmur uykusunu almış olarak. Adam çığlık çığlığa. Adam mutlu Kadı...
Resim
Ne kadar zaman olmuştu görmeyeli... cüzdanını açıp görmek istedim küçük beyaz yuvarlakları sahi duruyor mudur hala? elimde bir blog ve kitap ayracı var defne yaprağından yapma ayraç soluyor blogda bir mektup. kırgın sevecen bir yazı. Öldüğüne inanılan biriyle ilgili. ayraçta mutlu mesut sözler... bitmez mi hakkaten defnelerin kokusu? yazdı. çalışıyordu adam. işten kaçıp öğle tatilinde görmeye gitti kadını. Bir tur attılar arabayla nedensizdiler. Arabadan inerken kadın elini tuttu adamın. bırakmadı. Adam çekmedi elini. En büyük suçu işlediler müftülüğün gölgesinde. Şehrin bittiği yere varmamışlardı daha. elini çekmedi adam bin yıl boyunca.  Sonra Yani Afroditten Otogardan Şehirden defnelerden sonra Her şey bitti bir gün. Şehir. Gri. Gizli. Sessiz. Bitti bi şekilde. Her şeye rağmen zaman aktı. Her şeye ilaç olan zaman nedensiz bir katalizör gibiydi artık. Başka bedenlerle tanıştılar. Başka duygulardaydılar. Gizli bir aşkı efkar masalarında bitirem...

İade_i mektup

Resim
Bir gerçeğin kötü bir kopyası olduğumu, hala tesir gücü yüksek tesadüflerden ibaret olduğumu o şehirde farkettim. Oturup bir çay içmeyi teklif etmek tüm o yolculuğuna ihanet etmek gibiydi. Söylemedim. Peşinden koştuğum bir rüya vardı. Kötü bir kopyan olduğunu bile bile. Koştumda üstelik. Uyandığında bilirsin ya aynı rüyayı bir daha görmeyeceksin. Ama kaparsın gözlerini inatla. Ve hiç görülmez uğruna tekrar uyumaya çalıştığın rüya. Göremedim. O adam yok artık yok biliyorum. Uyumamak için kahve içiyor sürekli bir köşede. Lakin uyanıkken bile görüyor. hatta şehrinden -şehrin bittiği yerden- kilometrelerce uzakta bile. Mutluluğa hevesim olmadı ki hiç. mutlu olmak için gideyim. ben gittim sadece öyle gerek gibi geldi en bildik sevgimle...

Zaman

Çalıştım.  Gerçekten çalıştım. Sana birşey söylemeye ne zaman kalkışsam dönüp çalıştım. Uzun zaman oldu çalışmak için bir sebep yaratmayışım kendime.  .. .Ve vazgeçtim bu gece konuşmaktan . " Kendimi yazarak daha iyi ifade ediyorum " diye değil.  Sana bakarken karışıyor diye tüm kelimeler. Bir istek benimki sadece. Basit birşey. Zaman.. . Zaman çal benim için. Kum saatinden dökülenleri biriktir. Evinde otururken duvarında ki saate dikkatlice bak. Eminim kimsenin görmediği bir " an " vardır akreple yelkovanın arasında sıkışmış.  O anı getir bana. kimsenin olmayan bir zaman. Hiç bir yere geç kalınmayan bir zaman.  O zamanı getir bana.   O zaman karışmayacak kelimelerim.

Sakız

Resim
Yürüyorum ya ben şimdi. Bütün deniz üstüme üstüme geliyor fıskiyelerden. Yürüyorum ya ben şimdi Yol bana inat bitiyor Yürüyorum ya öylesine Sahil bitiyor, Beton oluyor Korkmuyorum ya şimdi Betondan koca bir şehir oluyor. Şehir büyük... Beton sert. Yürüyorum ya ben bu şehrin yürüyüş yolunda Yol bi yere gitmiyor. cebimde 2 sakız kalıyor geriye... Çiğnesende bitmiyor...

Duy

Resim
Bağırıyorum ya buradan sana. "Duymuyorsun."                                                                    - Biliyorum..     Bir şeyler fısıldıyorsun belli belirsiz  "Duymuyorum."

Oyle cok içelim ki seninle,

Resim
Korksak ta sonradan Öyle çok bakalım ki birbirimize, Korkalım.. Utansak ta ayılınca Öyle çok içelim ki seninle, Utanalım... Öyle çok olalım ki bir gün geriye hiç bir şey kalmasın bizden. Sen karalar ol, ben denizler...

İnceden...

Resim
Bu yazıyı herkes okuya biliyorken bir sen anla istiyorum. Adını söylemek tehlikeli. Seni görmekte... Düşünmek... hepsinden beter... Aklımdasın ama her şekilde. Kefken'desin, sahildesin, gözümün önündesin istediğim her an istediğim kadar. Yakınsın bir kedinin yanımda durması gibi. Hareket edersem kaçacaksın. sana bakarken eline uzanmamak imkansız... Uzak değilsin ama özlenensin. Özlem kronik bir hastalık senin yüzünden. Varlığın çözemiyor yokluğunda hissedileni... Bu yüzden suskunluğum konuşurken seninle. Senin sesini dinlemelerim bu yüzden. Bu yüzden konuşmaya çabalamam. bu yüzden anlamsız oluşu cümlelerimin. "Senin şarkın çalıyordur belki şuan bir radyoda                                                     ve elinde bir kadeh Dostlarına bahsederken şarkının en sevdiğin yerinden Bende birama bahsederim belki senden ...

Eflatun

Resim
Dünyayı yönetmek için paraya ihtiyacım yok.                                       güce i htiyacım yok .                                                                       Hatta                                                                       kimseye ve hiç bir şeye ihtiyacım yok. Lazım olan bir şişe yeşil peri. Lazım olan düş kurabilme yeteneği. "karanlığa yeterince bakınca insan bir şeyler görebilir kanımca" ama yoktur sonuçta. Korkularımızdır karanlıktaki perdeyi insana çeviren. "dünyaya yeterince bakınca insan yönetebilir kanımc...

Uzakları yakın eden radyo!

Resim
Aklımdan hiç çıkmadı bu slogan. Hiç uzağa gitmemiş olsam da. Üstelik teknoloji çağında uzak kavramının anlamsızlaştığı zamanlarda... Nostalji ilgimi çekmiştir zaman zaman ama hiç radyo dinlemişliğim yoktur mesela benim. Alışamadım bir türlü sıradaki parça sana gelsin edebiyatına. Programlarıda dinleyemem zaten. Birinin sürekli konuşmasına alışkın değilim.  Radyo programlarını dinlerken her zaman kendimi cevap verirken buluyorum radyoya... Bir radyo modu var lakin şuan üzerimde. " Akşam olur mektuplar hasretlik söyler              Zagrep  radyosunda  lilimarlen türküsü" Zagrep'te ki bir radyocu lilimarlen'i mi çalar inatla bilemem ama dinlemek isterdim. Herneyse... Zagrep değil uzak olan   bisikletim   olduğu sürece sorun yok mesafede. De... Sorun ne? Sorun... Söylerim belki...

Bisikletim

Resim
Kimse kalmasa etrafta Ölü piksellerimizi gömsek beraber Sessiz olsa Yargılanmasak Yargılanmayacağımızı bilsek Birde içsek... Ağzın olsa Bisikletim
Gidişimin nedenlerini bulmaya gideceğim bir gün. Bir gün mutlaka hoşçakal diyeceğim şuana kadar hiç bir zaman merhaba demediklerime... Epey mastar-ekli kelimem cümle oldu çoktan. Emir kipleriyle inceden bir münasebet içinde... Ama hiç emretmedim ben. Küfrettim çokça, bağırdım çağırdım ama emretmedim. Astığım astık kestiğim kestik olmadı hiç. Gidenlere yalvarmadım demek isterdim ama yalvardım gitmesin diye. pek çok güzel sabahım bitmesin diye yalvardım çıkmadım yataktan. Ama onlar çıktı. Sevdiklerimi sevdiğimi hiç gizlemedim. ama gizledi onlar, beni sevmediklerini. Hiç bir zaman "bitti" dediklerini anlamadım bitmesin dedim ben. Bitemez! demedim mesela... Sevdim ya ben sevilesi tüm insanları sevmediler beni. sevenleri saymassak şayet. Özledim ben herşeyi. Yanımda olmadığı kadar. Sıkıldım yanımdakinden. Bir gece kalktım gittim. Özür diledim sonra... kabul etmeyeceğini bildiğimden. Gelmesin istedim çünkü...  şimdi özür diliyorum Tüm yapmadıklarım adına tüm yaptıklar...

Açıklanmasını İstediğim Şeyler Var!

Resim
Kefkende geçirdiğim günlerde bira içmek ve denize girmek dışında yaptığım tek şey. sahilde düşünmekti... Denizi iki bölüme ayrımıştım kendimce. İlk kısım yosunların karaya vurduğu, çürümüşlerinin ağır bir koku yaydığı ve kum namına pek birşey olmayan bölüm. ikinci kısımsa; bolca kum, temiz ve berrak bir suya sahip geniş alan. Hangisinden girilmeli denize? Evet evet aynı senin gibi düşündüm bende sevgili okuyan. Lakin gel gelelim sorunsalımıza... "yalnızca 4 adet insan ilk kısımdan girmeyi tercih ediyorlar denize. Yüzlerinden analize kalkışıyorum onları... sanırım o evet evet kesinlikle o. Dün gece ben denizi izlerken kıyıda az biraz birayla o amca ayaklarını kokunun kaynağı olan dereye yatırmış rakı içiyordu... ve o teyze... onuda hatırlıyorum pazardan bişeyler alırken "hangi renk olsun abla" sorusuna ver birini diye karşılık veren teyze... Araştırmam derinleşmeye başlıyor ben kıyıdaki bar sandalyesinden kalkarken... Gözümü otoyola çeviriyorum. Keskin bir U d...

Demem Söz

Tüm bildiklerimi unutcak kadar yaklaşmıştım sana. Sonra bir sabah oldu dünyada  aramadım ve aramadın. ölüm gibi bişey oldu sonuç olarak. evet evet asafın dediği gibi herşey. kimse ölmedi.... Uzun uzadıya bakıyorum sana şimdi. Bu sefer engelsiz herşey. Tasarlanmış bir gün sabahı gibi... Ekisk birşey mi var anlayamadım . diyesi geliyor insanın. Demiyorum ama. Demiycem de. Diyemem ki Oyun değil ki bu. Jetonumda yok üstelik. Hakkım yok.

... Ve başlıyor yine bitemeyesice!

Resim
Her uyandığımda sevgili okuyan tüm bedenimden siliyorum ölü piksellerimi. Her gün kana-kan yöntemiyle benden aldıkları hücrelerimi... "liseli ergen bir çocukmuşum gibi aynanın karşısında, sivilce avcısı gibi yoluyorum tüm dünden kalan piksellerimi." Her yeni umutlu bekleyiş, farklı bir çöküşün jeneriği oluyor. Karın ağrısı ve peşinden gelen bulantı. kusmuyorum ne var ki. biriktirmek gibi bir derdim de yokken üstelik. işlevini yitirmeye başlamış paket lastikleri gibi günbegün genişliyorum. büyüdüm sanırken ben bitmekte olduğumu fark edemiyorum. Hiç bir alkol kombinasyonu paket lastiği hazzı vermiyor bana. Sözün özü sevgili okuyan. Ne sen okuduğundan bi bok anlıyorsun. ne ben yazdığımdan. Karmaşamı lazım hala sana. ?

Yer Kabuğundan Bildiriyorum..

Resim
Herşey olmaması gereken gibi... Nahoş Herşey. Yapay alabildiğine ve çemişgezekliler yardımlaşma yemeği tadında duygular... Yer kabuğundan bildiriyorum ey okuyan... Aklın bir miktar bile havadaysa bu vitamini kabuğunda olmadığı kesin olan dünyadan, sakın bir aptallık yaparak dönme bulunduğum yere... Deve kuşlarından öğrendiğimiz saklanma yöntemleriyle saklanıyoruz er geç bizi bulacak olan aşkımtırak ilişkilerden... Bir garip virüs gibi tüm piksellerimize yayılıyor burda korkularımız. tüm düşünceler nedeni belirsiz gizli dosyaların içinde birikiyor, çöp kutularımız boş şarap şişelerinin hakimiyetinde ve hala istiyor bedenlerimiz bir şişe kırmızı aşkı... Özleyerek bildiriyorum sayın okuyan... geçmişten kalan hiç bir yaramız acıtmıyor canımızı, sadece rol yapıyoruz "çok sevmişçesine" birşeyi... Her neredeysen orda kal ey okuyan, burası bize göre değil. Dünya yaşamamız için sunmuyor körpeliğini bize. Biz tecavüz ediyoruz tabiat anaya ve rahmindeki tüm topraklara... ...

Bizde de Böyle Derler İşte

Resim
Eskişehir'de tepilen bir horonda "üçtür beştür tayyip puşttur" komutu sebebiyle savcılık dava açmş. Öğrendiğimde aklıma ilkten Can Yücel'in "hakaret" gerekçesiyle hakkında açlan davada ki savunması geldi... B ir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. koca devletin koca doktoruna. doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. köylüler tabi tamam dohtor bey diyip köye giderler. köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey felan der işte...

Giden Kaddafi Olsun...

Resim
Seçimlerden evvel bizim ülkemizde milletvekilleri cami yaptırır, çeşme yaptırır, okul açar. camiye gidilsin, su içilsin diye değil, oy versinler diye... Libya'ya bakınca nedense bu laf geliyor aklıma... 30 Yıldır kuşların bile uğramadığı Libya'yanın özgür olmadığı diktatörlükle yönetildiği geldi koca koca devletlerin aklınada yardım ediyorlar-MIŞ. Özgür olmadığı muhakkak Libya'nın Ben söylemiyorum bunu istatislikler söylüyor.  Kısa bir karşılaştırma yapalım... Libya Diktatörü Kaddafi'ye karşı.... Kim olsun? Özgürlüğün bekçisi Başbakan Tayyip Erdoğan... Ne yapmışt Kaddafi? İngiliz askeri üstleri başta olmak üzere tüm yapancı kuvvetleri yurdundan çıkardı. Tayyipten cevap geliyor... 10 Yılda müttefik güçlerin sayısı 2 katına çıkarıldı! Kaddafiye dönelim Tüm petrol başta olmak üzere yeraltı madenlerini devletleştirdi...   Tayyip? KİT'lerin tamamı özelleştirildi. Çıkarılmayan madenler özelleştirildi....

Bir Daha ki sefere Şavşat

Resim
Ait olmak istediğim yerdeyim. 24 yıldır beklediğim şehirde. Sıkıntı ve boşluk hissedince düşlediğim şeydi. Artvin'de Şavşat'ta uyanmak sabah sabah. Duyacağım huzuru hissederdim düşlediğimde. Artvin'deyim Şavşat'tayım ait olduğum, olmam gereken yerdeyim hemde düşlediğim biçim de. HEp düşlediğim şeyi yapıyorum uyumadan evvel. Balkonda, uyumakta olan şavşata karşı sigara içiyorum. Köpeklerinden korkmuyorum bu şehrin ve sineklerinden kaçmaya luzum görmüyorum. Her taş parçası ve her rüzgar değerli benim için. " İnsanların böyle hissedebileceği yerlerde yaşamaları gerekli " diyorum uzun zamandır konuşmamaktan uykuya geçmiş olan ses tellerimle... İki nefes çekiyorum peş peşe biri sigaradan biri yağmurlu sakin havadan. Bir geçmişse alıyorum nefesimi. Bir olduğum ana. " Gelecek; geldiğinde görülecek birşey " diyorum eskisinden daha iyi çıkan sesimle. Bir gariplik var ama boğazımda. Her kelime yalan söylermişçesine geçip gidiyor yağmurlu sakin sokağa. ...