Kayıtlar

Ağustos, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Giden Kaddafi Olsun...

Resim
Seçimlerden evvel bizim ülkemizde milletvekilleri cami yaptırır, çeşme yaptırır, okul açar. camiye gidilsin, su içilsin diye değil, oy versinler diye... Libya'ya bakınca nedense bu laf geliyor aklıma... 30 Yıldır kuşların bile uğramadığı Libya'yanın özgür olmadığı diktatörlükle yönetildiği geldi koca koca devletlerin aklınada yardım ediyorlar-MIŞ. Özgür olmadığı muhakkak Libya'nın Ben söylemiyorum bunu istatislikler söylüyor.  Kısa bir karşılaştırma yapalım... Libya Diktatörü Kaddafi'ye karşı.... Kim olsun? Özgürlüğün bekçisi Başbakan Tayyip Erdoğan... Ne yapmışt Kaddafi? İngiliz askeri üstleri başta olmak üzere tüm yapancı kuvvetleri yurdundan çıkardı. Tayyipten cevap geliyor... 10 Yılda müttefik güçlerin sayısı 2 katına çıkarıldı! Kaddafiye dönelim Tüm petrol başta olmak üzere yeraltı madenlerini devletleştirdi...   Tayyip? KİT'lerin tamamı özelleştirildi. Çıkarılmayan madenler özelleştirildi....

Nerede kaldı barış?

Resim
Yer: Türkiye. Olay: Savaş, ölüm, dehşet ve sessizlik... Argümanlarımız: Milliyetçilik ve din. Haydi başlayalım. Çimento; sulandırdıkça yumuşar, bıraktıkça kurur ve betona dönüşür. Aslında mantık çok basit. Bizim çimentomuz da milliyetçilik olsun. Sulandıra sulandıra göstermelik şeylerle dönem dönem bizi kandıran egemenler, o çimentoyu gerektiğinde anında betona dönüştürmesini de bilirler. Açlık, yoksulluk gırla giderken bir anda ortaya çıkan savaş insanların gözünü korkutur, "beton millet sakarya" felsefesi zihinlere tekrar tekrar yerleştirilir. Önce yasallaşmanın önüne geçilir, sonra bir de bu olayın üstüne çıkılır. Daha ne istiyonuz lan sorun morun yok işte, biz ne dersek o denir; savaşa zemin hazırlandıktan sonra da tadından yinmez (Egemenler için). Paşalar koltuklarında oturadursun, militarizm savaşta silkinirken verdiği kayıpları (askerleri) önemser mi sizce? Onları yollar mayına bastırır, gerektiğinde üstüne bomba da atar öldürür. 1.çimento: ...

Toprak ve Rüzgar...

Resim
Beslenmek zaruri bir ihtiyaç. Ruhun beslenmesi; duyguların ruhumuzu beslemesi ise herşeyden öte bir ihtiyaç... Sonu güzel bitecek gerçek bir hikayenin başlangıcı olsun bu satır. Sevmenin, hissetmenin ve yaşamanın anlamını, bir insanın hayatında onca olan kötü şeye rağmen ayakta kalabildiğini açıklayan; en azından açıklamaya çalışan. Salıyı Çarşamba'ya bağlayan bir gece... Ve ben yine İzmit'teyim. Gecenin serinliğiyle beraber sakin bir müzik ve elimde sigara, bu satırları yazıyorum. Yorucu, sıkıcı günlerin ardından umut doluyum. İçim rahat, hayatı hissederek yaşamaya başladım, yaşadığım zorluklar 3-4 ay öncesinde yaşadıklarıma göre bir hiç oldu artık. Artık hikayeye başlama vakti. "Toprak gecenin sakinliğinde sessizce bitkilerin ve çiçeklerin kendisine kök salmasına izin verirken, neden ben de kalbimde yeşeren tohumların büyümesine, daha sonra da toprağa kök salmasına izin vermeyeyim ki… Esen rüzgar, umutla yeşeren bitkileri engellemeye çalışırken; topraksa ...

Bir Daha ki sefere Şavşat

Resim
Ait olmak istediğim yerdeyim. 24 yıldır beklediğim şehirde. Sıkıntı ve boşluk hissedince düşlediğim şeydi. Artvin'de Şavşat'ta uyanmak sabah sabah. Duyacağım huzuru hissederdim düşlediğimde. Artvin'deyim Şavşat'tayım ait olduğum, olmam gereken yerdeyim hemde düşlediğim biçim de. HEp düşlediğim şeyi yapıyorum uyumadan evvel. Balkonda, uyumakta olan şavşata karşı sigara içiyorum. Köpeklerinden korkmuyorum bu şehrin ve sineklerinden kaçmaya luzum görmüyorum. Her taş parçası ve her rüzgar değerli benim için. " İnsanların böyle hissedebileceği yerlerde yaşamaları gerekli " diyorum uzun zamandır konuşmamaktan uykuya geçmiş olan ses tellerimle... İki nefes çekiyorum peş peşe biri sigaradan biri yağmurlu sakin havadan. Bir geçmişse alıyorum nefesimi. Bir olduğum ana. " Gelecek; geldiğinde görülecek birşey " diyorum eskisinden daha iyi çıkan sesimle. Bir gariplik var ama boğazımda. Her kelime yalan söylermişçesine geçip gidiyor yağmurlu sakin sokağa. ...

Rama-zan

Resim
Kimseyi zan altında bırakmak istemem ama boktan bir hali var şu ramazanın... Tüm dünya üzerinde sadece bizim 3 metre karelik topraklarımızda yaşanıyor sanki ramazan. Öyle düşünüyor sanırım 3 kuruşluk medyamız. Tüm ramazan klasikleri en acı hali ile tekrar vizyonda. Merak etmeden duramıyor insan medyanın bu mükemmel yaratıcılığının nereden geldiğini... 1- Madencilerin sahur sofrası Medyanın icadının hemen akabine gelen bu haber örneği tarih boyunca hiç değişmeden devam etmiştir. hatta durum okadar klasikleşmiştirki 1998-2003 yılları arasında dönemin TRT yayın şefi 5 dönem aynı haberi banttan yayınlamış ve durum ancak 2005 yılının ramazan ayında farkedilebilmiştir. 2 - Çağrı Filmi Avrupalıların islamiyetle ilgili tek bir hakaret içermeyen bu film türkiye ramazan programları listesinin en başında yer almaktadır hala. Tabi izleyici bu filmden sonra islamiyet hakkında bir daha hiç film çekilmediği kanısına varabilir ancak süresi müzikleri ve konunun basitliği açısından oruclu kafa...