-İnancımı kaybettim peder! -Neden oğlum? -Çünkü peder; Hayat daha büyük Senden daha büyük Ve sen ben degilsin Gidecegim yollar Gözlerindeki uzaklık Oh hayır çok fazla konuştum Ayarladım Köşedeki benim Spot ışıgındaki benim Dinimi kaybederken Seninle birarada durmaya çalışıyorum Bunu yapabilecegimden emin degilim Hayır,çok şey söyledim Yeterli söylemedim Senin güldügünü duydugumu sandım Şarkı söyledigini duydugumu sandım Senin denerken gördügümü sandım Her uyanış anına ait her fısıltı Günah çıkarışlarımı seçiyorum Sana göz kulak olmaya çalışıyorum Aynen, yaralı kaybolmuş kör bir aptal gibi Oh,hayır çok şey söyledim ayarladım Bunu degerlendir Yüzyılın sonu Bunu degerlendir O beni dizlerimin üstüne düşüren kayganlıgı eger bu fantaziler Etrafta uçursa Şimdi yeterli konuştum senin güldügünü duydugumu sandım Şarkı söyledigini duydugumu sandım Senin denerken gördügümü sandım Ama bu sadece bir rüyaydı Bu sadece bi rüyayd...
Bu gece senin için yazıyorum ey okuyan... Bana yardım edebilir misin? Evet demeni isterdim. Pek mümkün görünmüyor halbu ki.. Her neyse... Bunu okuduğun anda yağmur yağıyor mu orda? Be yazarken yağıyor, okurken yağmurun yağdığını düşünmelisin. Vakit geç olmalı ve senden epey uzak bir yerde düşünülmediğini bilmelisin. Midende okula geç kaldığında ki ağrı olmalı, elinde de adriana 'nın yanan sigarası... Her şey tamam mı? O zaman hazırsın beni dinlemeye. Başlayalım en kısa çöpten. Sevmeyi nefretten çok sevmeli insan.Nefret ettiklerinin sayısı bir elin parmağıdan az, sevdiklerinin sayısı saç tellerinden fazla olmalı (kelsen şayet kaale alma bu yazıyı) Sevmeyi hafife alacak insan, yaşamak kadar ciddi olmayacak mesela... Bir şarkı dinler gibi sevecek insan, bir şarkı gibi sevişecek ve utanmayacak çıplak bedeninden bir başka çıplaklığa değerken.... Gerçek olacak sevmek, öyle ki; dilinde ıslanmayacak kelimeler, incitse bile... bırak incitsin, kandırmaktan yeğdir!!! ...
Kimseyi zan altında bırakmak istemem ama boktan bir hali var şu ramazanın... Tüm dünya üzerinde sadece bizim 3 metre karelik topraklarımızda yaşanıyor sanki ramazan. Öyle düşünüyor sanırım 3 kuruşluk medyamız. Tüm ramazan klasikleri en acı hali ile tekrar vizyonda. Merak etmeden duramıyor insan medyanın bu mükemmel yaratıcılığının nereden geldiğini... 1- Madencilerin sahur sofrası Medyanın icadının hemen akabine gelen bu haber örneği tarih boyunca hiç değişmeden devam etmiştir. hatta durum okadar klasikleşmiştirki 1998-2003 yılları arasında dönemin TRT yayın şefi 5 dönem aynı haberi banttan yayınlamış ve durum ancak 2005 yılının ramazan ayında farkedilebilmiştir. 2 - Çağrı Filmi Avrupalıların islamiyetle ilgili tek bir hakaret içermeyen bu film türkiye ramazan programları listesinin en başında yer almaktadır hala. Tabi izleyici bu filmden sonra islamiyet hakkında bir daha hiç film çekilmediği kanısına varabilir ancak süresi müzikleri ve konunun basitliği açısından oruclu kafa...
Yorumlar
Yorum Gönder