Kayıtlar

Giden Kaddafi Olsun...

Resim
Seçimlerden evvel bizim ülkemizde milletvekilleri cami yaptırır, çeşme yaptırır, okul açar. camiye gidilsin, su içilsin diye değil, oy versinler diye... Libya'ya bakınca nedense bu laf geliyor aklıma... 30 Yıldır kuşların bile uğramadığı Libya'yanın özgür olmadığı diktatörlükle yönetildiği geldi koca koca devletlerin aklınada yardım ediyorlar-MIŞ. Özgür olmadığı muhakkak Libya'nın Ben söylemiyorum bunu istatislikler söylüyor.  Kısa bir karşılaştırma yapalım... Libya Diktatörü Kaddafi'ye karşı.... Kim olsun? Özgürlüğün bekçisi Başbakan Tayyip Erdoğan... Ne yapmışt Kaddafi? İngiliz askeri üstleri başta olmak üzere tüm yapancı kuvvetleri yurdundan çıkardı. Tayyipten cevap geliyor... 10 Yılda müttefik güçlerin sayısı 2 katına çıkarıldı! Kaddafiye dönelim Tüm petrol başta olmak üzere yeraltı madenlerini devletleştirdi...   Tayyip? KİT'lerin tamamı özelleştirildi. Çıkarılmayan madenler özelleştirildi....

Nerede kaldı barış?

Resim
Yer: Türkiye. Olay: Savaş, ölüm, dehşet ve sessizlik... Argümanlarımız: Milliyetçilik ve din. Haydi başlayalım. Çimento; sulandırdıkça yumuşar, bıraktıkça kurur ve betona dönüşür. Aslında mantık çok basit. Bizim çimentomuz da milliyetçilik olsun. Sulandıra sulandıra göstermelik şeylerle dönem dönem bizi kandıran egemenler, o çimentoyu gerektiğinde anında betona dönüştürmesini de bilirler. Açlık, yoksulluk gırla giderken bir anda ortaya çıkan savaş insanların gözünü korkutur, "beton millet sakarya" felsefesi zihinlere tekrar tekrar yerleştirilir. Önce yasallaşmanın önüne geçilir, sonra bir de bu olayın üstüne çıkılır. Daha ne istiyonuz lan sorun morun yok işte, biz ne dersek o denir; savaşa zemin hazırlandıktan sonra da tadından yinmez (Egemenler için). Paşalar koltuklarında oturadursun, militarizm savaşta silkinirken verdiği kayıpları (askerleri) önemser mi sizce? Onları yollar mayına bastırır, gerektiğinde üstüne bomba da atar öldürür. 1.çimento: ...

Toprak ve Rüzgar...

Resim
Beslenmek zaruri bir ihtiyaç. Ruhun beslenmesi; duyguların ruhumuzu beslemesi ise herşeyden öte bir ihtiyaç... Sonu güzel bitecek gerçek bir hikayenin başlangıcı olsun bu satır. Sevmenin, hissetmenin ve yaşamanın anlamını, bir insanın hayatında onca olan kötü şeye rağmen ayakta kalabildiğini açıklayan; en azından açıklamaya çalışan. Salıyı Çarşamba'ya bağlayan bir gece... Ve ben yine İzmit'teyim. Gecenin serinliğiyle beraber sakin bir müzik ve elimde sigara, bu satırları yazıyorum. Yorucu, sıkıcı günlerin ardından umut doluyum. İçim rahat, hayatı hissederek yaşamaya başladım, yaşadığım zorluklar 3-4 ay öncesinde yaşadıklarıma göre bir hiç oldu artık. Artık hikayeye başlama vakti. "Toprak gecenin sakinliğinde sessizce bitkilerin ve çiçeklerin kendisine kök salmasına izin verirken, neden ben de kalbimde yeşeren tohumların büyümesine, daha sonra da toprağa kök salmasına izin vermeyeyim ki… Esen rüzgar, umutla yeşeren bitkileri engellemeye çalışırken; topraksa ...

Bir Daha ki sefere Şavşat

Resim
Ait olmak istediğim yerdeyim. 24 yıldır beklediğim şehirde. Sıkıntı ve boşluk hissedince düşlediğim şeydi. Artvin'de Şavşat'ta uyanmak sabah sabah. Duyacağım huzuru hissederdim düşlediğimde. Artvin'deyim Şavşat'tayım ait olduğum, olmam gereken yerdeyim hemde düşlediğim biçim de. HEp düşlediğim şeyi yapıyorum uyumadan evvel. Balkonda, uyumakta olan şavşata karşı sigara içiyorum. Köpeklerinden korkmuyorum bu şehrin ve sineklerinden kaçmaya luzum görmüyorum. Her taş parçası ve her rüzgar değerli benim için. " İnsanların böyle hissedebileceği yerlerde yaşamaları gerekli " diyorum uzun zamandır konuşmamaktan uykuya geçmiş olan ses tellerimle... İki nefes çekiyorum peş peşe biri sigaradan biri yağmurlu sakin havadan. Bir geçmişse alıyorum nefesimi. Bir olduğum ana. " Gelecek; geldiğinde görülecek birşey " diyorum eskisinden daha iyi çıkan sesimle. Bir gariplik var ama boğazımda. Her kelime yalan söylermişçesine geçip gidiyor yağmurlu sakin sokağa. ...

Rama-zan

Resim
Kimseyi zan altında bırakmak istemem ama boktan bir hali var şu ramazanın... Tüm dünya üzerinde sadece bizim 3 metre karelik topraklarımızda yaşanıyor sanki ramazan. Öyle düşünüyor sanırım 3 kuruşluk medyamız. Tüm ramazan klasikleri en acı hali ile tekrar vizyonda. Merak etmeden duramıyor insan medyanın bu mükemmel yaratıcılığının nereden geldiğini... 1- Madencilerin sahur sofrası Medyanın icadının hemen akabine gelen bu haber örneği tarih boyunca hiç değişmeden devam etmiştir. hatta durum okadar klasikleşmiştirki 1998-2003 yılları arasında dönemin TRT yayın şefi 5 dönem aynı haberi banttan yayınlamış ve durum ancak 2005 yılının ramazan ayında farkedilebilmiştir. 2 - Çağrı Filmi Avrupalıların islamiyetle ilgili tek bir hakaret içermeyen bu film türkiye ramazan programları listesinin en başında yer almaktadır hala. Tabi izleyici bu filmden sonra islamiyet hakkında bir daha hiç film çekilmediği kanısına varabilir ancak süresi müzikleri ve konunun basitliği açısından oruclu kafa...

Git Gel

Resim
Gidememenin en kötüsü yola çıktıktan sonra oluyor. İnanmaya başlayınca varacağına. varacağın yerin hiç olmadığına inanmak gerçekten zorluyor insanı. Yazın ortasında olmaktan, çalışmaktan yada daha büyük bir can sıkkınlığı şuanki kafama yetiştiremez hatta yanından bile geçemezdi. Olacak olan en kötü bile olsa bildiğin sürece alışıyorsun bir şekilde. biriyle kavga ederken vuracağını ve onun yapabileceğini bildiğn sürece korkmuyorsun. Ama karanlık gibi bilmezlik. Belkide karanlığın imgesidir bilmezlik. Çok boktan bi durum. Tahirin em acı anı ".... Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık " dizesinde değil.. "... yahut hiç sevmeseydi " dizesinde. Yani tahirin bilmediğinde... Böyle bir duruma sizden biri hiç hasıl oldumu bilmiyorum.. Şehirli biriyseniz ve her ne zaman olduysa! depresyon denilen garip gureba ve abartılmaya açık hastalığa tutulmuşsanız bir vakit muhakkak olmuştur tahirin başına gelen... Her neyse Tahirden ziyade şehirlilerde mesajla oluyor bu du...

Meşhur Tedaş Kokoreççisi'ne saygılarımızla

Resim

Kesin Amerikanın Bi'oyunu Bu

Resim
Belirli bir ortak yaşamdan gelen insanların zevkleri ve alışkanlıkları da belli ölçülerde benzerlik gösterir. Her sporun ait olduğu topraklar vardır mesela ve orada ki halk hakkında belirli bir fikre sahip olmamızı sağlar. Tabii Bu saptamayı bireye indirmek akıl dışı bir tutum olur.... Mesela türkler güreşte nam salmışlardır ki göçebelik ve savaşla yoğrulmuş bu millet için hiç şaşırtıcı değil sanırım. Geleneklerine bağlı ve din benzeri bir felsefi akımla bütünleşmiş uzak doğu ülkelerinin ise katı kuralları olan dövüş sporları olması, rakibine saygı ve atak kurallarının çerçevelemesi bu sporları yaşadığı topraklarla muhakkak bir bağlantısı vardır. Her neyse konumuza gelelim... Spor günümüzde bir rekabet ve eğlence sektörü olarak yaşamını sürdürüyor. Kendi içinde ise "dayanışma" , "takım oyunu" , "irade" , "zeka" , " yetenek" gibi methiyeler düzülecek birçok öğe taşıyor. Peki bu özellikleri içinden çıkartırsak spordan elimizde ne kalı...

İleri Caz sadece Türkçe

Resim

Kıskançlık çok değişik bi'şey....

Resim
Kıskançlık; <> <>a. Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, günücülük, hasetçilik, hasetlik, hasutluk TDK'nın anladığı kıskançlıkla bendeki arasında biraz fark var sanırım. O hiç kimseyle ilgilenmez iken, bu duruma şahit olmamış iken ve hangi sebepten olduğunu bilmez iken. Karın bölgesinden başlayarak tüm vücudu saran ağrı. kıskançlıktır benim lugatımda Sevimsizdir. Kişiliksizdir ve en kötüsü fazlaca ataerkildir. O'na güvenmediğini, senden daha çok bir başkasına yakın olabileceğini ima eder gizliden gizliye o ağrı. Kıskançlık güvensiz ve zayıf ilişkilerde sıkça görülen çağımızın zırvasıdır. hızlı başlayan ve hızlı süren aynı hızda biten ve hiç mola vermemiş ilişkilerin ana rengidir. Gerçek bir ilişkiyi görmek içinde turnusol kağıdıdır bir bakıma.

Corel-Fatiha...

Resim
Macromedia firmasını batırarak almasına, şuanki programlarının çoğunu kendi yaratmamış olsada hatta freehandi geliştirmeye açmamış olsada severim Adobe'yi. Lakin gel gelelim şu arz tanıtım 'daki günlerimize... Kitlenmek suretiyle müşteri yanında cebelleşerek yaptığınız tüm tasarımın yok olması gerçekten çok anlamlı. Sırf A.İ.'nin kitlenme ihtimaline karşı Corel kullanmaktaydım o an. 1,5 saatlik ayak tasarımlarının sonlarına doğru kaçınılmaz son (artık ben mi kullanamıyorum, çok yükleniyorum programlara bilmiyorum) Corel'de kitlendi. Patronumun ateş saçacak gözlerini, müşterinin "yapma be volkan" edasındaki havada uçuşan cümlelelerini yakalamadan evvel içimden yüksek bir sesle fatihayı okumaya başladım. İnançsız bir insan olmama rağmen bazen bildiğim tek duayı hızlıca okumak zevkli gelir bana. Ama dua bitti. yapacak hiç bir şeyim kalmadığı anda masaüstündeki o şirin şeyi gördüm. "Backup" !! evet Corel sırf benim için benim izn...

Ara sıra bazı bazı

Resim
Çok pis dalasım var kendime, Evimde sakladığım plastik ve boncuk atan "beylik" silahımla kendimi vurmaya kalkıyorum pat! korede bir çavuş oluyorum beynini patlatınca isyancının fikirlerinin serbest kalacağını binlerce zihne gireceğini bilmeden ateş eden... Sonra mermilerin bitimine yakın yatağın kenarına siper alıyorum. yaklaşan sivrisinek taburuna meydan okurcasına. Gözümün uykuyla savaş verdiği cephedeyse işler kötü. Uykuyla işbirliği yapan göz kapakları yüzünden kaybediyorum savaşı. Sivrisinekler saldırıyor uykuyla birlikte. Beyaz bayrak çekercesine pikeye sarılıyorum yastıkla birlikte. Zafer ya da yenilginin anlamsızlığı içinde dalıyorum uykuya en iyi oyunda yeni bir bölüme geçmişçesine. Ve uyku, Özlemenin merak etmenin prestij sahnesinin içinde kalıyorum. Kısık sesle bağır çağır hatta bir ses kalıyor kulaklarımda "seni seviyorum, şimdi değil daima!"

Logolar bizim logolarımız

Resim
Akşamüstü otururken farkına vardım. İlginç iki tane logo...

Minare'de Çilingir Sofrası

Resim
Bir içmece esnasıydı. Beylerbeyi'nde birçok bey ve birçok hanım iç içeydik. Toplamda 5 karışlık bir dinez kıyısında onlarca masa ve onlarca bira vardı. Sıkıştığımız yerden kafamı kaldırdığımda gördüm onu. Tüm beylerbeyini ve boğazı görebiliyordu. bir garip duygudur girmiştir içime o günden beri Bu caminin minaresinde bir çilinigir sofrası kurada dek sabırla bekleyeceğim o caminin kapısının açık unutulması....

Sevgili Devlet Baba

Resim
Sayın Devlet Babanın Dikkatine; Bildiğiniz üzere sigara paketlerinde iğrenelim diye birçok resim koydunuz. Yararıda oldu (tabii yaptığınız zamlarla birlikte) artık insanlar tabaka yada sarma sigara içmeye başladılar. Bu başarılı hareketinizi öncelikle tebrik eder saygılarımı niyaz ederim. Değerli devlet baba. Beni senden çok kimse sevemez. Bunu "insan sevdiğine kızarmış" lafıyla açıklayabiliyorum. Sağol kolluk kuvvetlerin hiç yalnız bırakmadı beni. Lakin; şu sigara paketlerinin üzerinde ki fotograflardan biri gerçekten çok üzdü beni. Ne gerek vardı şimdi Yalçın abinin yaşlandırma tekniği gibi öldüğüm anı photoshopta yapmaya!. Önceleri düşündüm acaba her bakan kendini mi görüyor diye başkalarınada gösterdim ama ben gene ben. Sözün özüne gelerek senide pek sıkmak istemiyorum devlet baba. Bir an önce bu fotografları kaldıra bilirsen çok sevinirim. Saygılarım ve sevgilerimle arz ederim. Amin.   Not: Bir bak sende hak vereceksin ... Not: Devlet baba. ...

olmayacak duaya amin diyen ateist

Resim
Özlü sözlere sahip olmasamda birkaç kelam edebilmekten mutluyum. "bir kapıdan çıktığınızı görüyorsa biri, bir kapıdan girdiğinizide görebilir bir başka biri" Ne anlama geldiğini inanın sizin gibi bende düşündüm. Dudaklarımdan dökülü vermişti çünkü ağdalı bir konuşmanın tam orta yerinde. Duyanlar anladımı bilmem ama ben anlamadım neden bahsettiğimi. Zaten anlaşılır olmak ağdalı muhabbetlerde "sığ" kaçarmış onu öğrendim ne kadar anlamsızlaşırsa o kadar çok "falanca bunu beğendi" yazılarıyla karşılaşırsınız üstelik. "Git dediğimde beyaz bir çığlık attı kaf dağının ardından medusa" Anlam ne kadar saçmalarsa o kadar iyidir ağdalı konuşmalarınız... Neyse. Özüne dönelim yazının. Hiç olmayacak duaya amin diyen bir ateist olarak . Sanırım yer yüzüne bir iz bırakmış tüm tanrıların nefretini üzerime çektim. Dua kabul görmedi tabii diğerleri gibi. Bir dua hakkım daha var şimdi ama aminlerle sonlandırmaktan ziyade bekleyeceğim şimdilik. Konuş...

ZAFER=AZAP

Resim
Yaşlı gözlerin kamçılanmış yaşları…

Kafadaki Softluk

Resim
Göğüs kafesimde saniye başı atan o rahatsız yapıya virüs mü bulaştı yoksa üzerine beton mu dökülüyor anlamıyorum.Bir gülyabani yürüyor üzerime resmen,kaçıyorum. Bu sefer gerçeklerden değil ama gerçek olmayan her şeyden... Tanıdık,tek düze olmayan merdivenlerden çıkarken,acelecilikten uzak ama aşırı susamış.Konuşamayacak durumdayken susuzluktan karşılaşılan tanıdıkla,muhabbeti ağırdan alıp idare edercesine,kaldığın yerden devam eden,sonunda varacağın yere ulaştığın,suyunu her zamanki yerden almanın rahatlığıyla,orada olduğundan emin olmanın verdiği güvenle,orta boy kola gibi kararında bir huzur,rahatlık ve kafadaki softluk...

uzak bir gölge

Resim
unutuyor ellerini ellerim unutuyor beni yüreğin siliniyor siliniyor sevgimiz yaşanmamış gibi sevgilim buz kesmiş iki ırmak kavuşamaz birbirine yabancı iki yalnız sığınamaz birbirine elveda yorgun heyecanım ıssızlığım elveda seni yolcu ediyorum hayata seni yolcu ediyorum elveda...

Kavram altı buzağı araması

Resim
Kavram altı buzağı araması: "SANAT – SEPET" - Serdar Türkmen // 0 yorum Elbette bu tireleme (‘Sanat-Sepet’) ciddi (!) tepkilere gebedir. Yani gündelik hayatta sıkça maruz kalınan “Edebiyat parçalama”, “Felsefe yapma” ve hatta “Maval okuma” gibi emir kipindeki uyarılarla aynı sınıfa dâhil olduğunu düşünenler olacaktır. Sanatla sepetin ilişkisi oldukça eskiye dayanır. Fakat sanat, zamanla birleşip çitlerle çevrili bir alan yarattı kendine, sepetse kırmızı başlıklı kızın elinde kalakaldı. Bugünse sanatın, ‘Sanat-Sepet’ tirelemesinden haz etmediğini pekâlâ söyleyebiliriz. Oysa sepetin bir şikâyeti yok bildiğim kadarıyla. Sanatın, kendi biricikliğini, yücelik iddiasında anlamlandırma ısrarına bir tokattır galiba şu sepet eşleştirmesi. Neticede fildişi kulelerden sanat akıyor. Oysa sanat yapabilme potansiyeline herkes sahiptir. Şöyle ki; kimi 4 yaşında piyano dersi almaya başlar, kimisi de ayakkabı kutusuna gerdiği paket lastiğinin tıngırtısı...