Toprak ve Rüzgar...

Beslenmek zaruri bir ihtiyaç. Ruhun beslenmesi; duyguların ruhumuzu beslemesi ise herşeyden öte bir ihtiyaç...




Sonu güzel bitecek gerçek bir hikayenin başlangıcı olsun bu satır. Sevmenin, hissetmenin ve yaşamanın anlamını, bir insanın hayatında onca olan kötü şeye rağmen ayakta kalabildiğini açıklayan; en azından açıklamaya çalışan.




Salıyı Çarşamba'ya bağlayan bir gece... Ve ben yine İzmit'teyim. Gecenin serinliğiyle beraber sakin bir müzik ve elimde sigara, bu satırları yazıyorum. Yorucu, sıkıcı günlerin ardından umut doluyum. İçim rahat, hayatı hissederek yaşamaya başladım, yaşadığım zorluklar 3-4 ay öncesinde yaşadıklarıma göre bir hiç oldu artık. Artık hikayeye başlama vakti.



"Toprak gecenin sakinliğinde sessizce bitkilerin ve çiçeklerin kendisine kök salmasına izin verirken, neden ben de kalbimde yeşeren tohumların büyümesine, daha sonra da toprağa kök salmasına izin vermeyeyim ki… Esen rüzgar, umutla yeşeren bitkileri engellemeye çalışırken; topraksa bir inatla onların kendisine kök salmasına izin veriyor ve rüzgarı anlamsızlaştırıyor. Benim hayatım da öyle dirençli olmalı diyorum şu vakit."



Depresyon halinden yeni çıkmışım. Hani 1ay belki bilemedin 2ay olmuş. Sigaraya falan da başlamışım, bir baktım kendime dedim noluyor ya? Sen kim olduğuna bir dön bak. Ve bir döndüm baktım ki aslında hayat depresyonda hep; bense hayatın bir anlık o depresyon halinin içine düşmüşüm ve kaybolmuşum.



Neyse sonunda kalktım ayağa, baktım etrafıma; bir yanda fırtına, bir yanda toprak. Toprağa tutundum sıkıca. Kök saldığım yer önemliydi. Hastalıklı bir toprağa kök saldığımda başıma neler geleceğini yaşadığım tecrübelerden biliyordum artık. Hasat vakti gelene kadar öylece orda durmamalıydım tabii ki. Kuşlarla konuşmalıydım, çiçeklere ve böceklere masallar anlatmalıydım. Ben de onu yaptım.



Günler geçti, umutla yeşerirken sessizce. Gündüzler geceye dönüştü, geceler gündüze...



Derken bir sabah güneş doğdu kalbimde ve yaktı içimi... Sonrasında güçlenmeye başladığımı hissettim. Rüzgarı hissetmemeye başlamıştım artık. Toprak ruhumu, bedenimi her yanımı güvenlice sarmıştı çünkü.



Kendimi toprağa bıraktığım günden itibaren hazır olduğum bir an gelecek demiştim kendi kendime. Toprak, o beklediğim ekini bir gün bana verecek.



İşte şu an o vaktin çok yakın olduğunu hissediyorum nedensizce. Yarın belki, belki de öbür gün.



Neyse artık harekete geçme vakti... Ne demiş şair ?



Hayat kısa insanoğlu!

Kesildikçe biten otlar gibi

Yeşermeyeceksin bir daha...




Bugünlük hikayenin bu kadarlık kısmı yeter sanırım. Görüşmek üzere...

  • Yorumlar

    Bu blogdaki popüler yayınlar

    Yaz

    Kozmos'un Rengi

    Atlantis