Karışan Hikayeler
Atlantis.
Beynimin bademcikleri.
Hafızamı kaybetsem aklımda kalacak tek kelime.
Beynim ya da kalbimi aşan bir düşünce.
Beynime ve kalbime hükmeden bir düşünce.
Beynimle ve kalbimle savaşan bir düşünce.
Benden ziyade tüm sinir uçlarımda birikmiş bir düşünce.
Aşk ya da sevgi, övgü, beğeni belki nefret insana dairdir ve tüm düşünceler gibi biter ama siniruçlarınıza işlemişse bir kere, artık size ait değil sizi oluşturan parçalardan biridir.
benim bir parçam atlantis. Sisli bir görüntü bir yanılsama kaidesi. Atlantis cümlelere döksem anlamsız kelime blokları oluşturan bir mozaik.
Deneyelim mi sevgili okuyan?
Atlantis - Ters kayık - kayıp gözlük - sigara - hiç görmediğim bir kaç poz - içilmeyen bir rakı - minik bir oda - gün batımı - yakılmayan bir mangal
liste uzar gider. defneler... bir barda bir sahne... sabah düşleri... devam mı? ... şehir...gri... beton
ve şehrin bittiği yer.
Zar zor ayakta duran bloklardan oluşuyorum. birini çekseniz bir daha tamamlanamayacak bir moloz yığını olabilirim.
............
Belki atlantis'te değilim ama o gün orda öngördüğüm ruhsal boyuta erişmeye yaklaşıyorum. Şimdi bir Akdeniz kıyısındayım...
ne kadar kalırım bir fikrim yok. İlk defa yanlış yaptığımı hissettiğim için buradayım. Boş hayallerin peşinden koşmakta bir dünya markası olan ben ilk defa hata yaptığımı kabul ettim. ilk defa keşke hiç yaşamasaydım dedim keşke hiç yapmasaydım dedim.
Bir kere keşke dediysen sevgili okuyan artık dönüş yoktur. "Keşke" ucu bozuk bir dolma kalemdir geçmişin yazımında ve kirletir sayfalarını. Hem de açtığın her yeni sayfada izini bırakır.
Ben bikaç sayfa çevirdim o yüzden.
Bilmediğim coğrafyaya gelişim bu yüzdendir. Her şeyi kendi başıma yapma isteğinden çok uzaktan görme isteği benim ki. Uzakta acısı daha azalıyor hataların.
Dönmek en az gitmek kadar büyük bir hata olur ve hata limitini tek seferde dolduran ben buna cesaret edemem.
Kalmak içinse sebeplere ihtiyacım yok cumartesi akşamlarının sarhoşluğu dışında. Olmayacak çok duaya amin demişliğim var benim. Belki de tanrıdan böyle böyle koptu sinir uçlarım.
Ama bazı sinir uçlarım anlamsız bir çaba içinde... milyarda bir ihtimalin peşinden koşan bilim insanları gibi. Tüm kaslarıma hükmediyorlar bazen. Dilim, elim, gözlerim...
Olmayan bir sevgiyi açık açık anlatamazsınız. Anlatmadığınız hiç bir şey bitmez. Konuşmak beynin günlük temizliğidir kanımca.
Ama zaman zaman aklına gelen ve kimsenin hatta gogılın bile bilmediği birini özlemek farklı bir duygu.
Yeşil koltuğun üstünde yakınken özlemiyor insan. Yakında olduğunu bilmek yetiyor belki.
ama zaman zaman...
her an değil belki, her gün değil, ama bir an.
Olmazların, farkların kim ne dedi'lerin üstünden atlamak zor iştir. Zor ise yapılamayacak değil, yapılmayandır.
Yapma.
Gidişimin nedenlerini ararken beni yakınlarında tutacak birşey yapma. Ben yeteri kadar yaptım.
Yeşil koltuğa, bir iki bira ve sigaraya, kollarında kalan fosfora dokundu sinir uçlarım.
Yetti.
Beynimin bademcikleri.
Hafızamı kaybetsem aklımda kalacak tek kelime.
Beynim ya da kalbimi aşan bir düşünce.
Beynime ve kalbime hükmeden bir düşünce.
Beynimle ve kalbimle savaşan bir düşünce.
Benden ziyade tüm sinir uçlarımda birikmiş bir düşünce.
Aşk ya da sevgi, övgü, beğeni belki nefret insana dairdir ve tüm düşünceler gibi biter ama siniruçlarınıza işlemişse bir kere, artık size ait değil sizi oluşturan parçalardan biridir.
benim bir parçam atlantis. Sisli bir görüntü bir yanılsama kaidesi. Atlantis cümlelere döksem anlamsız kelime blokları oluşturan bir mozaik.
Deneyelim mi sevgili okuyan?
Atlantis - Ters kayık - kayıp gözlük - sigara - hiç görmediğim bir kaç poz - içilmeyen bir rakı - minik bir oda - gün batımı - yakılmayan bir mangal
liste uzar gider. defneler... bir barda bir sahne... sabah düşleri... devam mı? ... şehir...gri... beton
ve şehrin bittiği yer.
Zar zor ayakta duran bloklardan oluşuyorum. birini çekseniz bir daha tamamlanamayacak bir moloz yığını olabilirim.
............
Belki atlantis'te değilim ama o gün orda öngördüğüm ruhsal boyuta erişmeye yaklaşıyorum. Şimdi bir Akdeniz kıyısındayım...
ne kadar kalırım bir fikrim yok. İlk defa yanlış yaptığımı hissettiğim için buradayım. Boş hayallerin peşinden koşmakta bir dünya markası olan ben ilk defa hata yaptığımı kabul ettim. ilk defa keşke hiç yaşamasaydım dedim keşke hiç yapmasaydım dedim.
Bir kere keşke dediysen sevgili okuyan artık dönüş yoktur. "Keşke" ucu bozuk bir dolma kalemdir geçmişin yazımında ve kirletir sayfalarını. Hem de açtığın her yeni sayfada izini bırakır.
Bilmediğim coğrafyaya gelişim bu yüzdendir. Her şeyi kendi başıma yapma isteğinden çok uzaktan görme isteği benim ki. Uzakta acısı daha azalıyor hataların.
Dönmek en az gitmek kadar büyük bir hata olur ve hata limitini tek seferde dolduran ben buna cesaret edemem.
Kalmak içinse sebeplere ihtiyacım yok cumartesi akşamlarının sarhoşluğu dışında. Olmayacak çok duaya amin demişliğim var benim. Belki de tanrıdan böyle böyle koptu sinir uçlarım.
Ama bazı sinir uçlarım anlamsız bir çaba içinde... milyarda bir ihtimalin peşinden koşan bilim insanları gibi. Tüm kaslarıma hükmediyorlar bazen. Dilim, elim, gözlerim...
Olmayan bir sevgiyi açık açık anlatamazsınız. Anlatmadığınız hiç bir şey bitmez. Konuşmak beynin günlük temizliğidir kanımca.
Ama zaman zaman aklına gelen ve kimsenin hatta gogılın bile bilmediği birini özlemek farklı bir duygu.
Yeşil koltuğun üstünde yakınken özlemiyor insan. Yakında olduğunu bilmek yetiyor belki.
ama zaman zaman...
her an değil belki, her gün değil, ama bir an.
Olmazların, farkların kim ne dedi'lerin üstünden atlamak zor iştir. Zor ise yapılamayacak değil, yapılmayandır.
Yapma.
Gidişimin nedenlerini ararken beni yakınlarında tutacak birşey yapma. Ben yeteri kadar yaptım.
Yeşil koltuğa, bir iki bira ve sigaraya, kollarında kalan fosfora dokundu sinir uçlarım.
Yetti.

Yorumlar
Yorum Gönder