Ey hayat...

Rüyalar...

Rüyalara dair sevinçlerim ve üzüntülerim var sanırım...

Yaralar da öyle...

Kabuk bağlamasından hiç hoşlanmadığım, sıcakken daha bir hoşlanmadığım ama yinede kopamadığım, koparamadığım varlıklar...

Ne tuhaf, ikidir 'başka türlü bir şey benim istediğimi dinliyorum susarak...

Aşık olduğum adamın gözlerimin içine bakmadığı bir anda, tuttum kolundan yaşlı bir ağacın önüne getirdim ve sonra ağacı gösterdim ona 'bak ne kadar yaşlı, seni tanıdığımda çok gençti'...

Halbuki onu tanıyalı daha doğruysa tanımadan aşık olalı tam 2 ay ya olmuştu ya da olmamıştı. Sonra zaten savruldum savrulmaktan başka yapacağım bir şey yokmuş gibi. Günler geçti, sabahları yorgun uyanan bedenim bir hayli üzgündü. Tüm gece kalp atışlarımı susturmayı alışkanlık haline getirmişti çünkü. Sayfalara susabilsek keşke, o zaman kendimi daha iyi anlatabilirdim. Ama hala rüyalar görebiliyorum, hala insanları kucaklayabiliyorum, bunu yaparken mutlu oluyorum ve gülümsüyorum... Sevdiğim ve kucaklamaktan keyif aldığım insanların yaralarıyla yine sabahları ediyorum ey hayat....

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kozmos'un Rengi

Rama-zan

Yaz